27 Nisan 2011 Çarşamba

Hayat

Hayatı zorlaştıranın insanın ta kendisi olduğuna karar verdim(haydee, sır mıydı sanki?). Kendisi için ne yapılırsa yapılsın yetersiz gelir insana. Bu yetersizlik dönüşüverir bir veya birkaç amaca(!?). Ulaşmak için ya at gözlüğü takıp yolunda kim/ne varsa yıkıp geçecek, veya sağa sola bakınarak/takılarak önüne sunulsun diye bekleyecek. Kafiye de tuttu bu arada. Herneyse, herkesin gidişinden gelişinden bize ne? dermişim ve masal oluverir upuzuun bir hikaye: Hayat.
Şimdi, ne diyecektim? Hah işte, cumburlop diye dalarsan konunun içine boöyle kalakalırsın, oh olsun. Diyeceğim şu ki: neden yaa, neden böyle asık yüzlüsünüz kardeşim yaşam'a?.. Nedir yani zorunuz? İşinizden mi sıkıldınız, yoksa işsiz misiniz? Potansiyel tüketiciliğiniz sekteye mi uğruyor? Konu komşu akraba selam mı vermiyor? Üstünüz başınız modanın yanından bile mi geçmiyor? O şöyle de ben böyleyim modunda mı kaldınız?..
Hani var ya, eli kolu bağlı, gerçekten çaresiz, hayatın ve insanların unuttuklarına sözüm yok, utancımdan kahrolurum sadece... Sözüm biter onlar aklıma düştüğünde.

Kolaydır be mutlu olmak, düşünüldüğünden daha kolay. Mutluluğu bal peteğine benzetirim, odacık odacık mutluluk kümeleri tek tek biriktirilince pırıl pırıl aydınlanır insan ruhu, ışık ışık olur her yer. Bal misali tatlıdır mutluluk, benzersiz ve yapış yapış, bulaştırılması için herkese. Küçük mutlulukların huzurunda güzelleşir hayat, bu kadar basittir yani, güzel yaşamak...
Canın çıkıp dolaşmak ister, öylesine, caddedeki vitrinlere bakıp şehrin kokusunu, telaşını seyretmek için sadece. Oturup bir fincan çay içmek ister. Kıyıda dalgaların bıraktığı midye kabuklarını toplayıp eve götürmek istersin. Bütün evreni selamlamak gelir içinden, şarkılar söylemek, dans etmek. O heyecan ile çekip kapatırsın kapıyı ardından, yüreğin kelebekler kadar hafifken , birden, asılmış yüzlerin duvarında kanatlarının kırılıp ufalandığınla kalakalırsın... Yüreğini buzlara yatırdıysan eğer, derin zindanlarda merhametini unutursun... Sihrine tutulduysan, kederinle yanmazsın, çisil çisil yağmur olur üstüne yağar Aşk, yine ve yeniden başlarsın... 
Veya kendine bir dünya yaratıp, sadece gülümseme çiçekleri yetiştiririrken ola ki tv kumandası geçer eline kanal kanal dolaşırsın. O da ne, feryat figan saldırdı hayat diyecekken durursun, onun ne suçu var? diye iç çekip derinden hüzünlenirsin. İnsanın bitmek bilmez hırslarından suçlu mudur hayat? diye haykırırsın. Kaygılarından, tatminsizliğinden, öfkesinden, kininden, görgüsüzlüğünden, kibirinden suçlu mudur hayat?.. 

Gizemli bir dünyaya yapılan bir yolculuktur yaşamak, iki kapı arasında upuzun bir koridoru geçmektir. Yanında götürebileceğin bir tek şey var; bir gün bir peri ruhuna el verdiğinde, tüm evrene bu sihirli kelimeyi fısıldarsın: Aşk...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.